Hasretinle Yandı Gönlüm


‘Gül gül dedi bülbül güle, gül gülmedi gitti
Bülbül güle, gül bülbüle yar olmadı gitti.’

Meşhur hikayedir.

Sakın ha, biri ottur, biri kuştur deme gafletine düşmeyin. Sonra öyle bir bülbül olursunuz ki…

Günlerden bir gün bülbül semada uçarken başını döndüren bir koku almış. Gülün kokusunun meftunu olmuş o an. Ama ne meftun olmak… Uzunca bir müddet kokunun sahibesini arar olmuş. Bulamadığına yanan bülbül yüksekçe bir yerden sineleri yakarcasına ötmeye başlamış.

‘Kaşları yayım, çehresi ayım.
Benlerin çoktur, akranın yoktur.
Bir yüzüm ahım, zülfü siyahım.
Bakıp durmalı.
Cana sarmalı.
Hemen almalı.’

Gül uzaklardan gelen bu sesi işitmiş o an. Gül de duyduğu bu sesin meftunu oluvermiş o anda. Rüzgarın peşi sıra savurmuş da savurmuş rayihasını. Bülbül rüzgarın peşini takip eden bu kokunun talibiymiş. Bülbül gülü görmeden kokusuna, gül bülbülü görmeden sesine aşık olmuş.

Bülbül güle öyle sevdalanmış ki onu her haliyle görmek ister olmuş. Yaprağın da benim dikenin de, cezan da benim cefan da… Gül de bülbülün bu sevdasına ona en güzel kokularını hediye ederek karşılık veriyormuş. Bülbüle en güzel halini göstermek istiyormuş çünkü. Öyle ki gül de kokusuyla dile gelmiş.

‘Ah benim efendim Servi Bülendim.
İzzette yekta, saadette bihemta.
Muhabbette la nazir, güzellikte bin kusur.
Candan azizim, şekerden lezizim.
Efendim! Canım, Sultanım.
Makbulünüz olmaktır niyazım.’

Her aşkın bir cilvesi vardır. Bülbül gül aşkının cilvesi de kavuşup hasretlerinin son bulamayışıdır. Yani vuslatın hep bir başka bahara kalması hali…

Bülbül sabaha dek gülün başında beklermiş hasretle öterek. En güzel nağmeleri yüreğinden diline düşürerek... ‘Ey gonca, aç ki yüzünü göreyim’ diye seslenirmiş güle.

Gül sabaha kadar dinlermiş bülbülü. Bülbülün hasret kokan nağmelerini… Gül de visal özlemiyle yanar, kan rengine boyarmış hasretini.

Ve kavuşma vakti…

Derken tahammülü kalmazmış bülbülün. Alır başını gidermiş. Bülbülün tam da gittiği vakit açarmış gonca. Yanakları visal kırmızısı haliyle… Her gün geceye kavuşurmuş da bülbül gülün yüzünü göremezmiş. Bu ıstıraplı hal her gün tekrardan yaşanırmış. Yakarmış bülbülü, soldururmuş gülü.

Aşkı bilenler bilirlermiş ki kavuşsaydı âşıklar, bülbül gülün gül bülbülün olsaydı eğer ne gül kokardı böylesine güzel, ne de bülbül yakardı sineleri böylesine. Kimse ayrılmak istemez sevdiğinden. Gül anlamış ki aşk, bülbül gönüllülerin işiymiş meğer. Bülbül gibi sevmeyeceksen gönlünü boşa yormayacaksın.

Bülbül sevdiğinin yüzünü görebilmek hasretiyle bir ömür boyu yakmış sineleri, ötmüş de ötmüş. Gül ise sevdiğine en güzel haliyle görünebilmek ümidiyle bir açmış, bir solmuş, yine açmış, yine solmuş.

Ne bülbül olmak kolay, ne de gül olmak vesselam.

‘Bülbül olmayı seçtiysen bir ömür boyu yanacaksın.
Gül olmayı seçtiysen bir ömür boyu solacaksın.’

Ve yine aşkı bilenler bilirlermiş ki hasret sevgilinin uzağındayken hayaliyle yanmak değildir.
Hasret, yanı başındayken sevgilinin, hasret çekmektir sevgiliye.


Selametle… 

Yorumlarınızı Bekliyorum